Categories
akademi Türkiye

Max Weston Thornburg’un Türkiye Raporu

Weston Thornburg’un meşhur Türkiye raporunu okuyorum. Turkey: An Economic Appraisal adını taşıyor rapor. Archive.org’dan edinebilirsiniz. Şu linke bulunuyor rapor: tıklayın

Küçükömer’den Avcıoğlu’na, TİP’ten CHP’ye her kanadın farklı biçimlerde tepkisiyle karşılaşmış, aynı zamanda Marshall yardımlarının devamı için de zemin teşkil eden bir gözlem raporu

Raporun en büyük eleştirisi Karabük demir-çelik üzerine ve tamamen kaldırılmasını öneriyor. Önerinin sebebi de 1946’da Karabük için tren olanaklarının seferber edilmesi ve tonlarca buğdayın bu esnada hasattan sonra taşınmadığı için çürümesi.

Karabük Demir Çelik, Kok Söndürülürken, Tarih Belirsiz, Kaynak: https://archives.saltresearch.org/handle/123456789/97232

Thornburg birkaç açıdan çok haklı, Ren-Ruhr havzası demir ve kömür açısından çok önemli mesela. Demir cevheri ve kömür çelik işlemek için iki olmazsa olmaz şey. Karabük’e kömür Zonguldak’tan geliyor, demir filizi de Divriği’den.

Divriği Karabük arası bin kilometre trenle. 45 sonrası Sakarya’da demir bulunmuş. Karayolu da olmadığı için çıkan çelik mamul ancak gene demiryoluyla İstanbul’a gönderiliyor. Karabük’e gittiğim zaman da ağzım açık kalmıştı. Ereğli ve İskenderun’da böyle bir sorun yoktur.

Karabük bir nevi savaşta Trakya işgale uğrayacak ve Türk ordusu Bolu dağlarının gerisinde müdafaaya geçecek düşüncesiyle, Kurtuluş savaşının mantığıyla seçilmiş bir yer. Askeri olarak Bolu dağları-Karadeniz dağları hiç geçilemeyecek yerler.

Thornburg bu düşünceyi hiç umursamamış tabii. Bir de genç cumhuriyetin dişiyle tırnağıyla yaptığı gurur vesilesini de yerin dibine sokmuş. ABD’den esas istenen, lokomotif fabrikası için 24 milyon dolar. Yılda 110 lokomotif imal etmesi planlanan fabrikayı da veto etmiş Thornburg

Esasında siz silahlanmaya çalışıyorsunuz-çelik buna yarar- silahlanmak yerine tüketim maddesi üretin -Karabük’e bunun yapılmasını, konserve fabrikası kurulmasını öneriyor- uzaktan demir taşıyacağınıza tarlada kalan tahılı toplayın diyor.

Ha, bunun için de biz size lokomotif parası vermeyiz, istediğiniz traktörleri de vermeyiz diyor; 30bin traktör talebi var yanlış hatırlamıyorsam o zamanki hükümetin. Thornburg esas olarak hiçbir şey işe yaramaz, öküzü sabana sürmeye devam diyor

Karabük’e motor ihtiyacı varmış, onun için bile öküzlerle elli kişiyi işe koşsalar daha çok istihdam yaratırlar diye bayağı hakaretamiz cevap veriyor. Temel koşul olarak öne sürdüğü petrol bulunması, muhtemelen de o nedenle gönderilmiş.

Çünkü Max Weston Thornburg 19. yy sonundan 1940’ların sonuna kadar en güçlü ABD şirketi Standard Oil’in tepe yöneticisi aynı zamanda Arabistan petrollerini Amerikan pazarlarına açan kişi. Bahreyn’de kendisine bir ada tahsis edilmiş, o kadar önemli.

Rapor tabii Amerikan “girişimciliği” ile Türk devlet aklının ilk karşılaşması, o zaman mevcut düzene “national socialist” diyecek kadar da acımasız. Karabük’ün Türkiye’de yapılı çevreye en büyük armağanı betonarme olacak. Bugün bile evlerdeki çelik Karabük’ten çıkıyor.

Ayrıca, bu bayağı kapitalist tahlillerin o zamanki devlet yönetimini ümitsizliğe sürüklediğini ve tek partili rejimin sonunu getirdiğini spekülatif olarak iddia edebiliriz. Oysaki, ABD yönetimi Kore’yle birlikte, Çin etkisiyle, Truman doktrinine kayacak, Carter’a kadar da dünyadaki bütün tek partili otoriter/totaliter rejimlerin koruyucusu olacaktı. Thornburg raporu en azından 1970’lerin ortasına kadar sürecek bir İnönü iktidarını engellemesi açısından da önemlidir.

Max Weston Thornburg geriye bu rapordan daha fazla bir şey bırakmamış. İnternet izlerinde tek kalan torununun Bahreyn’den çıkarılmış inciler hakkında sorduğu soruların bulunduğu şu web sitesi, yukarıda fotoğrafı ve alttakini oradan edindim: https://www.pearl-guide.com/forum/pearls/show-us-your-pearls/1363-the-story-of-my-bahraini-pearls?1351-The-Story-of-my-Bahraini-Pearls=

Yukarıda da bahsettiğim üzere, Thornburg en önemli petrol şirketi yöneticilerinden biriymiş. Bahreyn’de kendisine bağışlanan bir ada olduğu gibi Suudlarla ilk petrol anlaşmasını imzalayan karaktermiş. Tabii ki petrolle kıyaslayınca Türkiye’nin kısıtlı kaynaklarıyla sanayileşme çabasını ciddiye alması beklenemez.