İstanbul’un Vapurları ve Maurice Pialat’nın Belgeseli

Paylaşmak için:

Bundan yedi sene önce, Facebook nispeten daha güzide bir ortamken yazdığım ve paylaştığım yorumlar.

Uludağ Üniversitesi’nden bir öğrencimin paylaştığı video üzerine azıcık uğraşarak bulduğum, o videonun Maurice Pialat’nın İstanbul belgeseli görüntüleri olduğuydu. Pialat 1960’ların çok önemli yönetmenlerinden biri. Görüntüler fevkaladenin fevkinde.

İstanbul’u hâlâ çok özlüyorum, İstanbul ilk tanıdığım şehir aslında. Bu düşünceleri yazdığımda hemen hemen daha yeni Cihangir Kasatura sokaktaki evimden taşınmıştım.

1. Taksim’in ortasında dev bir kasatura heykeli var, tevekkeli değil, Cihangir’de oturduğum sokağın adı Kasatura idi, yan sokakları da, ordu, manga, vs. diye gidiyordu.

2. Mustafa Kemal heykelcikleri o zamanlar da popülermiş, hatta, Cemal Paşa’nın, Ağa’nın, resminin yanında alıcı beklermiş. Galiba bugün tanıdığımız Kemalizmin popüler tezahürleri varlığını 27 Mayıs’a borçlu, bu tabii daha enteresan bir popüler kültüre siyasi sembollerin girizgahı çalışmasına vesile olabilir.

3. Bilmiyorum hatırlar mısınız, eskiden, vapur iskelelerinin üst katlarında da iniş için yanaşma yerleri vardı-şimdilerde ya Karaköy, Eminönü, Beşiktaş’taki gibi doğru dürüst iskele kalmadı, ya da kalan iskeleler beş paraya özelleştirildi -bkz. Beşiktaş ikinci iskelesi- ya da kimsenin umrunda değiller. Benim küçüklüğümde, az çok hatırlıyorum vapurların ikinci katından da iniş yapıldığı-emin değilim. İlk defa bu kayıtta, gözlerimle, ikinci kattan inen insanları gördüm. Tabii, kaçınılmaz bir sorun vardı, vapur sürekli hareket ederken deniz üzerinde, üst katı nasıl sabit tutarsınız-onu da araya attıkları ahşap bağlantıyla çözmüşler. Gene de, eminim onlarca kişi oradan denize, ya da aşağıda diğer insanların üzerine düşmüştür.

4. Karaköy iskelesi var mıydı, buna bakmadığıma hayıflandım, kezâ, büyük ihtimalle Karaköy vapuru, bildiğimiz Karaköy iskelesi yerine, Galata köprüsüne yanaşıyormuş. Galata Köprüsünün o herc-ü mercü de başka bir güzeldi. Unutmuşum.

5. Açılıştaki güzelim vapur, Harbiye vapuru. 1993’te, görece kısa bir ömürden, 32 yıl hizmetten sonra servis dışı bırakılmış. 1970’lerin başında yapılan, Bostancı vapuru hâlâ hizmette. Bir de, 2006 civarı, yeni ve harika vapurlar getiriyoruz dedikleri seriye bir iki defadan fazla binme fırsatım olmadı. Ne zaman geçsem, Karaköy’ün önünde yatıyorlar, eski seri vapurlar harıl harıl işlemeye devam ediyor. Önden yüklemeli, Üsküdar-Beşiktaş arası bomboş giden motor bozması çirkinliklerden bahsetmek bile istemiyorum. İstanbul’un vapurları diye kitap yazacağım bu gidişle.

Postscript: İstanbul’un vapurları çoktandır sağ ve sağlam görünmüyor. En çok özlediğim şeylerden biri eski vapurlar. Onlar hakkında da bir iki tane fotoğrafım var.

Böyle diyerek, yedi-sekiz sene önceki feysbuk postunu sonlandırmışım. İstanbul’un vapurları dünyanın en büyük ve en erken deniz taşımacılığı yöntemlerinden/sistemlerinden birini teşkil ediyor. İstanbul’un bir deniz kıyısı şehri olmasının belkemiği tabii, ancak benim için daha ziyade büyülü bir yolculuk demek. 2015’e kadar epeyce vakit geçirdiğim yerler.

Yukarıda gördüğünüz vapur, uzun yolculuğunu Mudanya-Burgaz limanında sonlandırmış Turan Emeksiz vapuru. Küçükken çok bindiğimi hatırladığıma göre Kadıköy-Eminönü çalışıyor olmalı. İsmini bile çok garipsemiştim zira; Emeksiz, ne kadar kötü bir isim vermişler diye düşündüğümü şimdi bile çok net hatırlıyorum. Sonra, çok sonra, Ahmet Kaya’nın Turan Emeksiz’ini dinleyip demek o yüzdenmiş diyeceğim.

Yıllarca Bursa’dan İstanbul’a gidip gelirken, öyle mahzun, öyle sakin bana bakardı. 1961 yılında Fairfield Clyde tersanelerinde bir buharlı vapur -buhar ve vapur, yanı şey demek, biliyorsunuz değil mi- olarak hayatına başlayan Turan Emeksiz, dünyanın son buharlı vapurlarındandı ve emin değilim ama ben bindiğimde -1980’lerin ortası- artık çoktan dizel motorla çalışıyor olabilirdi.

İstanbul hakkında düşünmek bir nevi hayal kurmak demek esasında ve bu İstanbul hayalinin en ciddi parçasını da vapurlar oluşturuyor. Denizin çamaşırhaneleriydi ben çok küçükken vapurlar, hepimizi temizlerdi.