Paul F. Lazarsfeld

Kısa alıntılar, kısa notlar: Lazarsfeld ve sosyolojik kavramların geçiciliğine dair bir gözlem

Herkese merhaba! Sosyal bilimlerle ilgili çeşitli konularda düşüncelerimi paylaştığım bloguma hoş geldiniz. Bir süredir kafamda daha basit bir blog içeriği paylaşmak vardı, bu da onun bir parçası, kısa alıntılar ve kısa notlar.

Bugün, beni gerçekten etkileyen ve ilham veren bir alıntıdan bahsetmek istiyorum. Bu alıntı, ünlü sosyolog ve iletişim teorisyeni Paul Lazarsfeld’a ait. Lazarsfeld, ‘Sosyal Araştırmanın Dili’ isimli kitabının girişinde şunları yazmış:

“Tüm bunlar ışığında, bu kitabın editörleri için, onu sosyal bilimler felsefesine bir katkı olarak sunmak çok cazip geldi. Ancak, sosyal bilimlerin şu anki durumuna daha mütevazı bir terminoloji daha uygun görünüyordu. Sosyal bilimlerin uzun bir geçmişi ama çok kısa bir tarihi var. Dünkü kavramlar, bugünkü düşünceler uğruna unutuluyor. Kim, referans grupları hakkında yazarken Tarde’nin taklit yasalarını hatırlıyor? Kim, bunların aynı endişeye farklı cevaplar mı olduğunu, yoksa farklı kelimelerle aynı hikayeyi mi anlattıklarını merak ediyor? Ve teorilerin formülasyonunda gerçek bir süreklilik var mı? Comte’un toplumun gelişimini anlama umudu, Parson’un sosyal sistemleri analiz etme çabalarıyla ne kadar ilgili? Tehlike şu ki, eğer son yüzyılda bilim insanlarının, insan toplumunu anlamaya yönelik genel ve çok daha eski denemeleri bilime dönüştürme çabalarında ortak olan şeyleri belirlemeye çalışırsak, sonuçta sadece birkaç mantıksal ortak noktada sıkışıp kalabiliriz.”

Lazarsfeld, Paul Felix ve Morris Rosenberg. Sosyal Araştırmanın Dili: Sosyal Araştırma Yöntemlerine Bir Okuyucu. Free Press, 1975, ss. 3-4.

Aslında, Lazarsfeld’in sosyal bilimlerin büyük problemlerinden birine bu biçimde değinmesi bir hayli ilginç sanırım. Ama bence, bugün biz sosyal bilimciler olarak karşılaştığımız zorlukları ve fırsatları çok iyi yakalıyor. Size bunu açayım ve bu alıntının neden bu kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışayım.

İlk olarak, Lazarsfeld, sosyal bilimlerin doğa bilimleri ve matematik gibi daha kurulu disiplinlere kıyasla nispeten yeni ve gelişen doğasını kabul ediyor. Ona göre, insanların toplum ve davranış hakkında merakı zamanla devam etmiş olsa da, sosyal bilimler sadece son birkaç on yılda sağlam metodolojiler ve kapsamlı teoriler geliştirmiştir. Bu tanıma, sosyal bilimlerde daha ileri gelişme ve yenilik potansiyelini hem vurguluyor hem de iddialarımızı ve bulgularımızı dikkatli bir şekilde değerlendirmemiz gerektiğini vurguluyor. Bir şekilde, kavramların yasa gibi kalıcı olduğunu düşünen pozitivist bir çıkış noktasına sahip birinin, bunların uçucu olduğunu kabul etmesi ilginç.

İkinci olarak, Lazarsfeld, sosyal bilimlerin sürekli değişip geliştiğini ve bazen önceki katkıları unutarak veya görmezden gelerek bunu yaptığını belirtiyor. 19. yüzyılın sonlarında etkili olan Tarde’nin taklit yasaları gibi kavramları örnek veriyor, ancak daha sonra referans grupları gibi diğer kavramlar tarafından gölgede bırakılmıştır. Dünün paradigmatik kavramları, bugün buhar olup gidiyor.

Bu kavramların gerçekten farklı olup olmadığını veya sadece aynı fikri farklı şekillerde ifade etmeye yönelik olup olmadığını soruyor. Ayrıca, Comte’un pozitivizminden Parsons’ın yapısal işlevselciliğine kadar sosyal teorilerin gelişiminde herhangi bir süreklilik veya tutarlılık olup olmadığını sorguluyor. Eğer tüm bu çeşitli yaklaşımlar arasında ortak bir payda bulmaya çalışırsak, sonuçta önemsiz veya anlamsız bir şeylerle sonuçlanabileceği konusunda uyarıyor.

Üçüncü olarak, Lazarsfeld, sosyal bilimlerin sadece bir akademik egzersiz olmadığını, aynı zamanda insan toplumunu anlamaya ve iyileştirmeye yönelik bir çaba olduğunu öne sürüyor. Bilginleri, insan toplumunu anlamaya yönelik daha genel ve çok daha eski çabaları bilime dönüştürmeye çalışanlar olarak tanımlıyor ve bu çalışmaların pratik ve normatif bir boyutu olduğunu ima ediyor. Sosyal bilimcilerin, bilgilerini sadece kendi merakları veya prestijleri için değil, insanlık yararına kullanma sorumluluğu ve görevi olduğunu ima ediyor.

Peki, siz ne düşünüyorsunuz? Lazarsfeld’in sosyal bilimler değerlendirmesiyle hemfikir misiniz? Alıntısını ilham verici mi yoksa cesaret kırıcı mı buluyorsunuz? Bize, bugün sosyal bilimciler olarak herhangi bir yararlı tavsiye veya rehberlik sunuyor mu? Sosyal medya üzerinden yorumlarınızı beklerim ve tabii ki sosyal bilim konuları hakkında daha heyecan verici ve anlamlı yazılar için bloguma abone olmayı unutmayın.